Kırk Katırdı, Kırk Satır Oldu...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
CAHİT YALÇIN

CAHİT YALÇIN

Kırk Katırdı, Kırk Satır Oldu...

13 Şubat 2008 - 12:43

Fıkrayı bilirsiniz; Sultan büyük bir suç işlemiş olarak karşısına getirilen kişiye sormuş "Kırk katır mı istersin kırk satır mı?” Kırk satır ile idam edileceğini düşünen ve seçenek olarak kendisine kırk katır sunulduğunu sanan zavallı adam "Kırk katır!" demiş. Ancak bedeninin her bir parçası bir katıra bağlanmış ve ayrı yönlere giden katırların kırbaçlanmasıyla büyük acılar içinde parça parça olmuş.

Sektörümüz çok uzun bir süreden beri, özellikle 4922 Sayılı “Denizde Can ve Mal Emniyeti Hakkında Kanun” gereği denetimler sırasında ortaya çıkan ufak tefek eksiklikler sebebi ile mahkemelere gitmekten şikayetçiydi. Sancak borda feneri ampul kesmiş veya can yeleğinde gemi ismi okunamayan 8 metrelik balıkçı teknesi kaptanı hakim karşısına çıkıyor, savunma yapıyor, avukat tutuyor, davası da yıllarca sürüyordu. Özellikle can simitleri ışıklı şamandıraları devamlı arıza yaptığı için her denetim mahkemeye sevk ile bitiyordu. Denize Elverişlik Belgesi alamadan limandan ayrılmak zorunda kalan gemi sahibi hapis korkusundan bir daha yıllarca gemisini Türkiye’ye getiremiyordu. Tüm bu ilgililer mahkemelerde süründüklerini, davaların yıllarca devam ettiğini, sicillerinin lekelendiğini bildiriyorlar ve bu konuya bir çözüm bulunmasını istiyorlardı. Mahkemeler büyük iş yükü altında kalıyor, devletin savcıları yüzlerce bu tip dosya ile yıllarca uğraşıyordu. İstenen çözüm adli ceza hükümlerinin idariye çevrilmesi, yani her bir basit eksiklik için “üç aydan bir yıla kadar hapis” cezası ile dava açılmaması idi. Bunun yerine, olay yerinde ve anında kesilecek bir para cezası hem İdarenin hem sektörün istediği en etkili çözüm olarak görülüyordu.

İstenen en sonunda gerçekleşti. Deniz mevzuatının 618, 815, 854, 2548, 2634, 2893, 3621 ve 4922 gibi tüm önemli kanunlarının ceza hükümleri 8 Şubat tarihinde yayımlanan 5728 sayılı kanun ile değişti. Değişti ama sektörden gelen ilk duyumlar gemi ilgililerinin yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını gösteriyor.

4922 Sayılı “Denizde Can ve Mal Emniyeti Hakkında Kanun”un ceza hükümleri 4. Bölümde düzenleniyor. Bu bölümdeki 20. Maddede yolculuğuna izin verilmeyen, Yola Elverişlik Belgesi almamış olan, (Uygulamada Denize Elverişlik Belgesi de bu kapsamda değerlendiriliyor) belgesi geçersiz veya süresi bitmiş olan gemi ilgililerine 3 aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmekteydi. Uygulamada özellikle Sahil Güvenlik bot komutanlıkları tarafından denizde yapılan denetimlerde bu madde çok geniş kullanılıyor, tespit edilen ufak büyük her türlü eksiklik bu madde kapsamına sokularak tüm ilgililer hakkında suç tutanakları düzenleniyor ve mahkemeye sevk ediliyordu. Şimdi 26781 Sayılı yeni kanun bu maddeyi değiştiriyor ve hapis cezasını kaldırıyor. Ancak yerine gelen düzenleme gemi ilgilileri için çok daha büyük bir kabus oluşturacak gibi görülüyor.

Bu durumdaki gemiler bir kere öncelikle derhal seferden alıkonacak ve muhafaza edilmek üzere en yakın elverişli bir limana çekilecekler. Hem uygulayıcı hem de muhatap açısından bazı durumlarda oldukça önemli uygulama problemleri doğurabilecek bir hüküm. Örneğin turist dolu bir ticari yat seferin başında düdük tutukluk yaptı diye alıkonulup limana çekilecek, kaptan ile gemi donatanına en az beş bin Türk Lirasından yirmi beş bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilecek. Gerçek suçlulara, gemisini bakımsız bulunduran ve denizde can emniyetini bile bile tehlikeye atanlara müstahak diyebiliriz. Ancak bir sürü teçhizatın bulunduğu bir gemide her türlü cihaz ve donanım ağır hava ve deniz koşulları nedeni ile zaten her an arızaya maruz kalma riski taşıyor. Böyle bir teçhizatın azizliğine uğrayan kişiler, hele hele küçük tekne ilgilileri için en az 5000 TL biraz aşırı gibi geliyor. Karayolunda giderken trafik çevirme yapsa ve arka stop lambası yanmayan arabamız için 5.000 TL ceza yazsa, bir de arabayı parka çekse nasıl tepki verirdik acaba? Konu deniz olunca cezalar ve vergiler birden fazlalaşıyor. Hani deniz emniyeti çok önemli diyeceğim de, günde 40-50 kişi denizde değil karayollarında can veriyor... 

Gemi ilgilisinin derdi minimum miktar olan 5.000 TL’nin ödenmesi ile de bitmiyor. Geminin muhafaza edilmek üzere limana çekilmesi ve limanda tutulması, yük ve yolcuların gidecekleri yere götürülmesi dolayısıyla oluşan bütün masraflar da bu idarî para cezasına ek olarak eksiksiz şekilde tahsil edilecek. Kanun hükümlerine aykırılık oluşturan hususlar giderilecek ve gemi ancak ondan sonra serbest bırakılacak. Ödemelerde problem çıkarsa gemi 30 gün sonra satılacak.

Benzer bir hüküm de aynı Kanunun 21. Maddesinin değiştirilmesi ile düzenleniyor. Eskiden izin verilmediği halde yolcu taşıyan kaptanlar için hapis ve meslekten men cezaları vardı. Pratikte ise Denize Elverişlik Belgesinde belirlenmiş yolcu sayısının aşılması halinde de yine bu madde uygulanıyordu. Yeni düzenlemeye göre izinsiz yolcu taşınması veya müsaade edilen yolcu sayısının aşılması durumunda yukarı paragraftaki para cezası hükümleri uygulanacak ve en az 5000 TL ödenecek. Yine aynı durum. Minibüs ve otobüs ayakta yolcu alınca ne ceza ödüyorlar merak ediyorum. Tabi ki deniz emniyeti kara ile kıyaslanamaz ama ortada bir dengesizlik olduğu da kesin gibi. 

Yolcu taşınması durumu büyük gemilerde zabitan aile üyelerinin veya diğer şahısların “yolcu listesi” ile taşınması uygulamasında da problemler yaratabilir. Gemi kaptanları ve işletmeciler, “yolcu listesi” düzenlemeden önce mutlaka Denize Elverişlik Belgelerinde yolcu kapasitesi kısmını kontrol etmeli ve bu kısımda yazılı “izin verilmiş yolcu sayısını” kesinlikle aşmamalı. Aksi halde kanunun bu maddesi nedeni ile istenmeyen cezalara muhatap olabilirler.

Kanun, yukarıda bahsedilen para cezalarının Liman Başkanlıkları veya Sahil Güvenlik bot komutanlıkları tarafından kesilebileceğini hükme bağlamış. Hangi kurumun nerede ceza kesecekleri kanunda düzenlenmemiş ancak herhalde yakında her kurumun sadece “kendi yetki sahası içerisinde” ceza kesebileceğine dair bir talimat yayınlanır. Bu güne kadarki uygulamalarda Liman başkanlıkları liman, rıhtım, demir yeri gibi mahallerde, Sahil Güvenlik ise açık denizde kontrol ve denetim yapıyordu. Herhalde bu uygulama değişmez.

Yeni düzenlemede bazı suçlar için hapis cezası devam ediyor. Yetkili olmadığı hâlde yükleme markasının yerini değiştirenler, 4922/12 nci maddede yazılı tehlikeli eşyayı kişilerin hayatı veya sağlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde taşıyanlar ve kazadan sonra deniz raporu almayan veya bu raporun tasdikli bir örneğini kazadan sonra uğradığı liman reisliği bulunan ilk limanda liman reisliğine vermeyen gemi kaptanları için hapis cezaları öngörülüyor. Ben özellikle bu son hükmü pek anlayamıyorum. Kazadan sonra deniz raporu alınması zaten gemi kaptanı ve şirketini koruyan bir uygulama. Kaptan deniz raporu almazsa zaten kendisini cezalandırmış ve şirketinin menfaatlerini savunmamış oluyor. Sigorta, müşterek avarya ve tazminat işleri aksıyor. Burada, Devlete veya kamuya karşı bir sakınca oluşturan veya işlenen bir suç yok. Bu nedenle kanunun üstelik de 2 yıl gibi ağır bir hapis cezasını öngörmesini biraz ağır buluyorum. Ancak kanun koyucunun herhalde bir bildiği vardır.

Kanunun yetkili makamlarca nasıl yorumlanacağını ve uygulanacağını zaman gösterecek. Dar bir yorum yapılması durumunda küçük tekne ilgilileri ve balıkçılar en küçük bir eksiklik için binlerce YTL ceza ödemek zorunda kalacak. Adli cezalar idariye çevrildi, mahkemeler ve hakimler iş yükünden kurtuldu derken acaba bu defa da gemi kaptanları ve sahipleri mahkeme koridorlarında gemilerini haciz ve amme alacaklarının takibi davalarından kurtarmak için mi uğraşacaklar?

Bu yazı 10761 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum