BÜYÜK DENİZCİ VE KAŞİF KRİSTOF KOLOMB TRABZONLU MU ?
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
ALPER TUNGA ANIKER

ALPER TUNGA ANIKER

BÜYÜK DENİZCİ VE KAŞİF KRİSTOF KOLOMB TRABZONLU MU ?

09 Aralık 2017 - 23:54 - Güncelleme: 10 Aralık 2017 - 10:02

İlyada ve Odesa destanlarının yazarı büyük ozan Homeros’a doğum yeri ve yetiştiği mekan olarak yedi şehrin sahip çıktığı söylenir.Araştırmacılar bunun tam yedi katı sayıda şehrin ise büyük denizci kaşif Kristof Kolomb’u sahiplendiğini söylemektedirler.

Bu şehirler ve ülkeler arasında başta İtalya olmak üzere İspanya, Portekiz, İngiltere, Polonya ve Yunanistan’ı sayabiliriz. Aslında Kolomb henüz tam olarak anlaşılamamış bazı nedenlerden ötürü aile bağları ve etnik kökeninin bir şüphe bulutu arkasında kalmasını tercih etmiştir demek pek yanlış bir önerme sayılmaz.

.

Büyük Denizci Kristof Kolomb’a ait Olduğu Kabul Edilen Yağlıboya Portre

Kolomb’un etnik kökeni konusunda en kuvvetli ve dünya genelinde en çok kabul gören önerme onun Cenovalı bir yün işçisi olan Domenico Kolomb’un oğlu olarak 1451 senesinde Cenova’da doğmuş olmasıdır. Özellikle İtalyanlar tarafından tartışmasız olarak doğru kabul edilen bu teori’yi kanıtladığı düşünülen belgeler Cenova şehri tarafından 1892-1896 yılları arasında “Raccolta Colombiana” belgeleri adı altında birkaç kitaptan oluşan bir koleksiyon olarak yayınlanmıştır.Ancak daha sonra kimi detaylarını burada ele alacağımız bazı araştırmalar göstermektedir ki bu belgelerin çoğu Kolomb’un ayrıcalıklı bir müşterisi olduğu St.George bankası aracılığı ile yaptığı para transferlerinden,mülk alım satımlarından vs.olusmaktadır. Bazı araştırmacılar daha da ileri giderek bu koleksiyonda yer alan bazı belgelerin orjinallerinin olmadığını ve Cenova tezini desteklemek üzere sonradan ilave edildiğini belirtmekteler.  

Açıkçası tarihin akışını değiştirmiş böylesi büyük bir denizciye bazısı oldukça saçma iddialarla olsa bile bu kadar farklı ülke ve kültürün bir şekilde sahip çıkmaya çalışması  Kolomb’un insanlık tarihindeki önem ve değerini tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor. Öyle ki ortaçağın bitip yeniçağın başlamasının miladı kimi tarihçiler tarafından İstanbul’un Fethi (1453) olarak kabul edilirken önemli sayıda tarihçi tarafından da Kolomb’un Amerika kıtasını keşfetmesi (1492) olarak kabul edilmektedir. Aslında bu iki önemli tarihsel olay birbiriyle bağlantılıdır ve her ikisinin de beraberce ortaçağın sona erip yeniçağın başlamasına yol açtıkları söylenebilir.

Kolomb’un yaşadığı dönem ve hayat hikayesi ile ilgili okuduklarımdan amatörce de olsa benim zihnimde oluşan kanaat onun etnik kökeni ile ilgili teorilerden en kuvvetli olanının İtalyan tarihçilerin Cenova teorisi olduğudur. Hemen ardından en kuvvetli ikinci teori ise , Kolomb’un İstanbul’un fethinin hemen ardından şehrin savunmasına katılmış bazı Cenovalı soylularla çok genç yaşta İstanbul’u yani o zamanki ismiyle Konstantinapol’u gemiyle terkeden İmparatorluk ailesine oldukça yakın genç bir Bizans aristokratı olduğudur.

İlk başta kulağa oldukça fantastik ve inanması zor gibi gelen bu ikinci teori özünde, Kolomb hakkında birisi kendi oğlu diğeri ise gerçek hayatta onunla beraber Amerika seferlerinden birine katılmış Kardinal Bartelomeo de Las Casas tarafından kaleme alınmış en prestijli iki Kolomb biyografisinde yer alan Kolomb’a ait bazı sözlü ifadelere dayanmaktadır. Bu konuları detaylı olarak ele almadan önce bu tezi tüm yönleriyle ele alan 1943 yılında New York’da basılmış yaklaşık 300 sayfalık “Christopher Colombus,A Greek Nobleman – Kristof Kolomb,Bir Yunan Aristokratı” isimli kitabın yazarı Seraphim G.Canoutas’tan bahsedelim. Söz konusu yazar Atina Hukuk Fakültesi mezunu ve tarihsel araştırmalarla ciddi olarak ilgilenen bir hukukçu olarak 1905 yılında Amerika’ya yerleşmiş ve Kolomb hakkındaki kitabını sekiz yıllık akademik bir çalışma sonucu 1943 yılında yayınlamıştır. Zamanında sınırlı sayıda basılmış olan bu kitap uzun yıllar adeta bir köşede unutulduktan sonra özellikle yazarının bir hukukçu titizliği ile derlediği belgelere dayandırdığı orijinal önermeleri ile Kolomb araştırmacılarının dikkatini çekmeyi başarmış. Canoutas kitabında öncelikle Cenova teorisinin tutarsızlıklarını ele alıyor ve ardından Kolomb hakkında yazılmış en prestijli iki tarihi biyografiye dayanarak teorisinin temellerini atıyor. Kitapta değinilen önemli noktalara hep beraber göz atalım :

Genel kanı Kolomb’un Domenico Kolomb isimli bir yün işçisinin oğlu olarak 1451 senesinde doğmuş olduğu ve yirmili yaşlara kadar babasıyla beraber bu işi yaptıktan sonra “Centurione” isimli Cenovalı bir ticaret firmasının gezgin tüccarı olarak Lizbon’a yerleşmiş olduğudur.Ancak ilginçtir ki firma bu eski çalışanının tüm dünyayı sarsan başarıları ile ilgili tek bir kelime etmiyor. Kolomb’un babası Domenico Kolomb Cenova belgelerine göre son derece acınası bir yoksulluk içerisinde 1498 ya da 1499 senesinde ölüyor. Kolomb’un ailesine ve çocuklarına olan düşkünlüğü bilindiğinden babasının öldüğü dönemde ününün ve zenginliğinin doruğunda olması göz önüne alındığında bu duruma nasıl izin vermiş olabileceği akıllara soru işaretleri getiriyor. Kolomb, kardeşleri Bartholomew ve Diego gibi doğru dürüst İtalyanca bilmiyor ve kardeşleriyle yazışmalarını İspanyolca’nın Katalan lehçesinde yapıyor. Cenova teorisini savunan tarihçiler bu tutarsızlığı Kolomb’un İtalya’da iken okur yazar olmadığı teziyle açıklamaya çalışıyorlar  ve Portekiz’e yerleştiğinde İtalyancayı unutmuş olabileceğini söylüyorlar. Yaklaşık yirmi sene konuşmuş olduğu ana dilini bu kadar çabuk unutabilecek biri İspanyolca, Portekizce, Katalan diliyle beraber bu dillerin atası Latinceyi nasıl bu kadar çabuk öğrenebildi ? Seraphim G.Canoutas Cenova teorisinin tutarsızlıklarını gündeme getirirken özellikle üç Cenova’lı tarihçinin üzerinde durmakta ; Gallo,Senarega ve Justiniani tarafından kaleme alınmış olan iddialar Kolomb’un Cenova’lı bir yün işçisinin oğlu olduğu teorisinin dayanaklarını oluşturuyor.Bu tarihçilerin içerisinde sadece Gallo Kolomb’un çağdaşı ve aynı zamanda Kolomb’un müşterisi olduğu 700 yıllık bir tarihe sahip St.George Bankası’nın Başkanı.Canoutas bu noktada Gallo’nun Kolomb ile ilgili bilgilerinin nüfus kayıtlarından ya da aile yakınlarından değil bu banka aracılığı ile yapmış olduğu alım satım ve para transferlerinden kaynaklandığını savunuyor. Diğer iki tarihçinin de Galo’nun iddialarını benzer şekilde kopya ettiklerini öne sürüyor. Kolomb’un en çok prestije sahip biyografisi “Historie del S. D. Fernando Colombo; nelle quali s'ha particolare, & vera relatione della vita, & de fatti dell'Ammiraglio D. Cristoforo Colombo, suo padre: Et dello scoprimento ch'egli fece dell'Indie Occidentali, dette Mondo Nuovo “ kısaca “ Oğlu Ferdinand Tarafından Yazılmış Amiral Kristof Kolomb’un Yaşam Öyküsü “ isimli eserdir ve eserin adından da anlaşılacağı üzere oğul Ferdinand Kolomb tarafından kaleme alınmıştır. Ferdinand babasının dördüncü ve son Amerika seferinde onunla beraberdi. Ferdinand Kolomb 1515-1521 seneleri arasında babasının akrabalarını bulmak üzere Cenova da dahil olmak üzere bir çok İtalyan şehrini ziyaret etmesine rağmen sonuç hayal kırıklığı oluyor. Cenovalı tarihçilerin Kolomb’un kızkardeşi olduğunu iddia ettikleri ve bu ziyaretin gerçekleştiği tarihte hayatta olan Bianchinetta Kolomb ve eşi Giacomo Bavarello dahi akrabalık iddiasında bulunmuyorlar. Oysa Kolomb ailesinin devasa mal varlığı ve ünü ,özellikle miras hakları dikkate alındığında akrabaları İtalya’da eğer mevcut olsalardı ortaya çıkmalarını kolaylaştırabilirdi. Kolomb’un en bilinen ikinci biyografisinin yazarı Kardinal Bartalemo De Las Casas’tır.Kardinalin babası  Kolomb’un ikinci seferinde ona eşlik etmişti ve kendisi de 1500’li yılların başında yeni kıtaya gelmiş ve burada yerlilerin sömürgecilerin elindeki içler acısı durumunu ele alan “Brevísima relación de la destrucción de las Indias” isimli ünlü eserini kaleme almıştır..Eserin ismi “Kızılderili Katliamının Kısa Anlatısı” olarak çevrilebilir. Bu kitap Türkçeye “Yerlilerin Gözyaşları” olarak çevrilmiştir. Kendisi aynı zamanda yeni kıtada Kardinal olmuş ilk Katolik din adamıdır. Kardinal, döneminin bir insan hakları savunucusu olarak köleliğe ve kızılderililerin maruz kaldıkları zulüm’e karşı çıkarak yerli halkın Kral Ferdinand ve Kral 5.Charles nezdinde adeta koruyucu hamisi olmuştur. Babasının Kolomb’a eşlik ettiği ikinci Amerika seferi izlenimleri ve kendi yaptığı araştırmalara oğul Ferdinand’tan edindiği bilgileri de ilave ederek Kristof Kolomb’un ilk yolculuğunun gerçeğe en yakın güncesini kaleme almıştır. Sonradan Kolomb’un kendi orijinal günlükleri kaybolduğundan Kolomb’la ilgili biyografik bilgiler de içeren bu günce tarihi açıdan büyük önem kazanmıştır. Bartalemo de Las Casas oğul Ferdinand’ın Kolomb biyografisi yayınlanmadan beş sene önce ölmüş olması nedeniyle kendi eserinde yazmış olduğu tarihi konular Ferdinand’ın biyografisinde dile getirdiği olguları da doğrular niteliktedir. Her iki yazarın aktarmış olduğu iki önemli olgu Canoutas tarafından Kolomb’un Yunan kökeninin ispatı olarak ele alınmıştır.Esasen bu bahsedeceğimiz iki olgu da bu yazarlara göre Kolomb’un kendi ifadeleridir. Ferdinand biyografisinde Kolomb’un asil ve varlıklı bir aileden gelmesine rağmen kaderin cilvesi olarak bu ailenin sonradan yoksulluk içine düştüğünü yazıyor. Her iki eserde belirtildiğine göre Kolomb kendi ağzından “Ailemdeki ilk Amiral ben değilim” diyor. Oğul Ferdinand babasının mektuplarından birini dayanak göstererek babasının ve dolayısıyla kendi atalarının da denizcilik mesleği ile iştigal ettiklerini aktarıyor. Eğer Kristof Kolomb yalan söylemiyor ise kendisini basit bir yün işçisinin oğlu olarak gösteren teori bir anlamda çürütülmüş oluyor. Bu biyografilere göre Kolomb yine kendi ağzından İspanya’ya gelme nedenini Genç Kolon (Colon) olarak adlandırılan ve korsanlara karşı vermiş olduğu başarılı savaşlarla ün yapmış bir denizci akrabasına bağlıyor.

Peki bu Genç Kolon ismiyle nam yapmış olan ve Kolomb’un akrabası denizci kimdi ?

1874 yılında Kolomb araştırmacısı Henry Harisse bu gizemi çözme yolunda bir adım attı. Fransa Kralı 11.Louis’in hizmetinde korsanlara karşı mücadele veren biri Yaşlı Kolon diğeri ise Genç Kolon olarak adlandırılan ve Fransız tebasına mensup iki ünlü denizci vardı. Bunlardan yaşlı olanına Coullon denmekteydi ki bu İtalyancaya Colomb, İspanyolcaya ise Colon (Kolon) olarak çevrilir. Bu lakabı kesin olarak nereden aldığı bilinmemekle beraber gemilerinden birinin isminin Colomb olması nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Zira Colomb Fransızca güvercin anlamına gelir. Bu denizcinin gerçek ismi Guillaume de Casanove olup rütbesi koramiraldir.1483 yılında öldüğü düşünülmektedir. Tarihçi Henry Harisse Yaşlı Kolon’la akrabalık bağı olmayan Genç Kolon lakaplı denizcinin Giorgio ya da Grecus olarak nitelendirildiğini de saptamıştır.

Kolomb Biyografilerinin Yazarları : Ferdinand Colomb ve Kardinal Bartalemo De Las Casas

Harisse’den sonra Milan ve Cenova arşivlerini tarayan tarihçi Alberto Salvagnini bu denizcilerin yaptıklarını anlatan 15.yüzyıla ait 122 adet belge ortaya koymuştur.Genç olan denizciye Giorgio Greco, Georgius Graceus, ya da Zorzi Greco denildiği görülmekte. Kısaca Yunanistanlı George.Fakat buna rağmen iki tarihçi de her nedense Genç Kolon’un Yunan kökenli olduğunu düşünemediler.
1905 senesinde Kolomb araştırmacısı Henry Vigraud, Salvagnini tarafından ortaya çıkartılan belgeleri tekrar inceledikten sonra kendisine göre kesin bir şekilde Genç Kolon’un Bizans İmparatorluk sülalesi Palaiologi hanedanı ile akrabalık bağı bulunan George Paleologue de Bissipat ya da Georges La Grec olarak adlandırılan bir Bizans Prensi olduğunu  kanıtladı. Genç Kolon Fransız Donanması’nda saygın bir yeri olan ve Yaşlı Kolon olarak da adlandırılan Koramiral Guiallaume de Casenove’nin baş yaveri ya da diğer bir deyişle Kurmay Başkanı’ydı. Fakat tüm bu verilere rağmen Vigraud ve diğerleri bu Bizans Prensinin akrabalık ilişkilerinin Kolomb’la olan bağını görmediler ve onu hala Cenova’lı bir yün işçisinin oğlu olarak görmeye devam ettiler.

Canoutas bu noktada Bizans arşivlerine göz atmanın aydınlatıcı olabileceğini düşünüyor ve bir Bizans tarihçisi olan Charles Du Frese (1610-1688) ismine dikkat çekiyor. Bu çok bilinen Ortaçağ Bizans Tarihçisi ve Linguist (Dilbilimci) 1680 tarihli “Bizans Tarihi” isimli eseri ile tanınıyor. Bu tarihçinin açıklamasına göre Genç Kolon’un Bissipat isminin Yunanca karşılığı Disipatos (Dishypatos) iki kez konsül anlamına gelmekte ki bu aile en aristokrat Bizans sülaleri arasında sayılıyor.Disipatos ailesine mensup kişilerin İmparatorluk ailesi ile olan ilişkileri 11 ve 15.yüzyıl arasındaki Bizans belgelerinde sıklıkla geçiyor. Disipatos ailesinin bir ferdi Ayasofya Kilisesi’nde vaiz,bir diğeri Selanik Baş Patriği ve diğer bir çoğu Bizans ordusunun önde gelen General ve Amiralleri.  Kolomb’un dönemine yakın bir zamanda ise Alexis Disipatos Bizans İmparatoru Manuel Palailogos’un özel temsilcisi olarak İmparator’un Türklere karşı olan mücadelesinde Papalık nezdinde finansal yardım için girişimlerde bulunan ve bu amaç için Latin ve Ortodoks Kiliselerinin birleştirilmesi müzakerelerine katılan bir kişi. Yine 1434 senesinde bu aileden iki farklı elçi George ve Emanuel Disipatos tekrar Papa’ya özel elçi olarak gönderiliyor ve özellikle George Disipatos ayrı bir görevle Mora yarımadasına İmparatorun birbiriyle kavgalı olan kardeşleri Thomas ve Demetrios Palailogos’u barıştırmak için gönderiliyor.

Bu örneklerden görüleceği üzere Disipatos ailesi asırlar boyunca İmparatorların güvenini kazanmış ve aristokrat fertlerine önemli görevler verilmiş bir aile. Genç Kolon anne tarafından İmparatorluk sülalesi Palaiologi ve Laskari’lerle akraba.O dönemin adetleri gereği her iki ailenin de soyadını kullanıyor. Canoutas bu ailelere mensup en az beş tane çok ünlü Amiral olduğunu aktarıyor. Belki de Kolomb bu akrabalık bağları nedeniyle ailesindeki ilk Amiral’in kendisi olmadığını söylemekteydi. 

Tekrar bu noktada Canoutas ,Kolomb’un akrabası olduğunu iddia ettiği Genç Kolon’un mensup olduğu ailenin kan bağıyla bağlı olduğu İmparatorluk sülalesi Palailogos’ların evlilik yoluyla İtalya’nın yönetici sınıfıyla akrabalık bağları kurduğunu belirterek bunların içinde Cenova’lı ve Monteferrat’lı Doria,Spinola,Centurione ve Gattelusio ailelerini örnek veriyor. Monteferrat şehrindeki tüm Marki’lerin Palaiologi sülalesinden geldiğini ve 1409 senesinde bunlardan birinin Cenova hükümetinin idaresini devir almak üzere davet edildiğini vurguluyor. Bu saptamalar Kolomb’un neden Cenova’lı olarak anıldığının ipuçlarından birini veriyor olabilir mi ?           

Biyografisinde aktarıldığı üzere Kolomb 1500 yılında dile getirdiği bir ifadesinde kırk senedir denizcilik mesleğinin içinde olduğunu söylüyor. Eğer 14 yaşında denizciliğe başladığı var sayılırsa ve buna ilaveten 1500 senesine kadar İspanyol mahkemelerinde  harcadığı yedi yıl zaman dilimi dikkate alındığında Kolomb’un doğum tarihinin 1438-1439 yıllarında gerçekleşmiş olması gerekiyor.Cenovalı tarihçilerin Kolomb’un 1451 tarihinde doğmuş olduğunu iddia etmeleri Kolomb’un bu beyanıyla örtüşmüyor.Bu doğum tarihinini baz alırsak Kolomb’un 2 yaşında denize çıkmış olması gerekiyor. Kolomb’un yalan söylemiyor olduğunu varsayarsak bu Cenovalı tarihçilerin doğum tarihi konusunda yanıldıklarını ortaya koyuyor demektir. Bu durumda Kolomb’un doğum tarihi olarak kendi beyanları doğrultusunda 1438 ya da 1439 tarihini kabul edecek olursak onun denizcilik mesleğine başlangıç zamanı yaklaşık olarak 1453 tarihine denk gelmektedir. Bilindiği üzere İstanbul 29 Mayıs 1453 tarihinde Türkler tarafından fethediliyor. Şehir düştüğünde birçok aristokrat aile Ceneviz ve Venedik gemileriyle şehirden kaçıyor. O zamanlardan kalan bir belgede 29 Mayıs 1453 tarihli bir Ceneviz  kalyonunun yolcu listesinde Disipatos ismine rastlanmasa da yolcular içinde altı Palaiologoi, iki  Cantaouzenoi,iki Laskari,iki Komnenos,iki Notaras olmak üzere aristokrat ailelere mensup ondört kişi bulunuyor.Kalyon bu yolcuların kimini Sakız adasına ve geri kalanlarını da Girit adasına götürüyor.Sonrasında bu kişiler değişik yollarla Mora yarımadası,Korfu adası ve İtalya’ya gidiyorlar.Bir diğer Fransız tarihçi Abbe Rennet 1889 yılında Bissipat ailesinin (Disipatos) tarihçesini anlatan bir kitap yayınlıyor. Bu kitaptan Genç Kolon olarak adlandırılan Giorgios Disipatos’un İstanbul’un düşmesinden sonra bir şekilde Fransa’ya geldiğini ve Kral 11.Louis tarafından kendisine askeri yeteneklerinden ötürü büyük onurlar bahşedilerek karşılandığını aktarıyor .Genç Kolon yani Disipatos’un tam olarak hangi tarihte Fransa’ya ulaştığı saptanamamış olsa da adı Fransız belgelerinde ilk olarak 1460 senesinde  geçiyor. Daha sonraları Manş denizinde Fransız Donanması’na komuta ettiğinden bahsedilerek Bizans İmparatorunun soyundan geldiği vurgusu yapılıyor.Bu arada Disipatos 1477 senesinde Kral 5.Alfonso’nun Portekiz’den Fransa’ya yaptığı yolculuğa refakat etmesinin yanı sıra 11.Lous’in muhtemelen cüzzam hastalığından ölmesinden kısa bir süre önce o zamanlar bu hastalığa iyi geldiği düşünülen bir tür kaplumbağa’nın kanını temin etmek üzere Cape Verde adalarına sefer yaptığı biliniyor. Yukarıda anlatılan hususlara ilaveten Canoutas’ın aktardığı üç önemli husus Kolomb gibi mütevazi bir aileden geldiği iddia edilen birinin nasıl olup da büyük keşiflerini yapıp ün ve servet sahibi olmadan önce son derece soylu bir Portekiz kadınıyla evlenebildiğini ve yeni kıtanın keşfi ile ilgili planlarını hangi bağlantılarla İngiliz Kralı ile paylaşabildiğinin ipuçlarını veriyor. İlk olarak Yaşlı Kolon olarak da bilinen Guillaume de Casenove St.Vincent feneri açıklarındaki (Türk denizcileri tarafından Papazın Feneri olarak adlandırılır.) Portekiz sularında 1476 senesinin Ağustos ayında bütün bir gün boyunca süren deniz savaşında Cenova Donanması’na karşı Fransa & Portekiz Donanması’na komuta ediyor ve Genç Kolon yani Disipatos da bu savaşta onun sağ kolu olarak görev yapıyor. Araştırmacılar Kolomb’un bu savaşta yer aldığını ve bir top güllesiyle batan gemisinden bir küreğe tutunarak Portekiz sahiline çıkmak yoluyla hayatını kurtarabildiğini anlatıyor. Bu vesileyle Portekiz’de kalan Kolomb 1479 senesinde kraliyet ailesiyle çok sıkı bağlara sahip aristokrat bir aileden gelen Dona Felipa  Perestrello e Moniz ile evleniyor. Cenovalı tarihçiler ise bu savaşta Kolomb’un Genç Kolon ile beraber savaşmış olduğunu reddederek onun Cenova Donanması’nda yani karşı tarafta bulunduğunu iddia ediyorlar. İkinci önemli husus ise 1477 senesinde Genç Kolon (Disipatos) askeri destek için bir senedir Fransa’yı ziyaret etmekte olan Portekiz Kralı 5.Alfonso’ya ülkesine dönüş yolunda nezaret etmekle görevlendiriliyor. Disipatos’un hizmetinden çok memnun kalan Portekiz Kralı bizzat Fransa Kralından Disipatos’a Fransız yurttaşlığı verilmesi ricasında bulunuyor ve bu istek kabul görüyor. Peter Dickson isimli tarih araştırmacısı Kolomb’un soylu bir Portekiz kadınıyla olan evliliğinin Disipatos sayesinde gerçekleşebildiğini savunuyor. Biraz açıklık getirmek gerekirse Portekiz Kralını ülkesine götüren gemide Portekiz Kralına taht için destek vermiş bulunan dört adet Braganza Prensi de bulunmaktaydı. Dickson ve Canoutas Kolomb’un Portekizli eşinin Braganza’lar ve Krallık hanedanına çok yakın aristokrat bir aileden geldiğini ve Disipatos ile olan akrabalık bağı nedeniyle Kolomb’un da ancak bir aristokrat olması sayesinde bu evliliğin mümkün olabildiğini öne sürüyorlar. Aksi takdirde inanıldığı gibi Kolomb bir yün işçisinin oğlu olsaydı yetenekleri ve şöhreti ne olursa olsun Krala son derece yakın aristokrat bir ailenin kızıyla evlilik yapabilmesi mümkün olamazdı. Buna ilaveten Kral Alfonso’dan sonra yerine geçen oğlu Kral 2.John bir mektubunda Kolomb’tan “Çok özel dostumuz” olarak bahsediyor.


Üçüncü olarak Disipatos 1485 senesinde Fransız Kralı 8.Charles tarafından, Richmond Dükü Henry Tudor’u sürgünde yaşadığı Fransa’dan İngiltere’ye götürecek gemiye nezaret etmek üzere görevlendiriliyor. Bu yolculuktan yaklaşık iki hafta sonra 22 Ağustos 1485 yılında meşhur Bosworth savaşında Henry Tudor Kral 3.Richard’ı tarih sahnesinden silerek Tudor hanedanının ilk kralı olarak 7.Henry ismi ile Kral oluyor. Bu olaydan sadece üç sene sonra Kolomb’un kardeşi Barthomolew,Kral 7.Henry’e Kolomb’un keşif planlarından bahsediyor. Canoutas bu noktada haklı olarak sorguluyor :
Cenovalı basit bir yün işçisinin kendisi de iddiaya göre yirmili yaşlara kadar bu işi yapmış oğlu henüz tüm dünyanın takdir ettiği bir başarısı ve ünü mevcut değilken İngiltere Kral’ına dahi ulaşabilecek bağlantılara nasıl sahip olabildi ?


Canoutas bunun ancak Kolomb’un Disipatos ile olan akrabalık bağı sayesinde mümkün olabildiğini savunuyor. Diğer bir önemli husus 1493 senesinde Kolomb’un kardeşinin Fransız Sarayı’nda ikamet ediyor oluşu ve onun yeni dünyayı keşfi haberini de bu sarayda öğrenmesi. Önceki sayfalarda da değinildiği üzere Disipatos Fransız Kralı tarafından kendisine büyük onurlar bahşedilerek kabul görmüş ve onun adına önemli görevleri üstlenmiş bir soyluydu. Dolayısıyla Kolomb’un kardeşinin o yeni dünya yolundayken Fransız Sarayı’nda ağırlanıyor oluşu yine bu Disipatos bağlantısı sayesinde mümkün görünüyor.
Aşağıdaki resimde görülen amblem Disipatos ailesinin aile armasıdır.Bu armada en üstte Davut Yıldızı,ortada Patriyarkal Haç ve en altta da Hilal simgeleri bulunmakta.Aile arması üç dinin sembollerini kendisine referans almış. Davut Yıldızı burada özellikle önemli zira Palailogos imparatorluk sülalesi köklerini Hz.Davut’a bağlamakta. Kolomb hakkında yazılanlardan anlıyoruz ki o da kendisini sıklıkla Hz.Davut ile kıyaslıyor.

Kolomb’un Yunan kökenli olduğu tezi onun çok genç yaşta İstanbul’un Türkler tarafından alınmasını ardından soylu akrabalarıyla beraber Cenova veya Venedik gemilerinden biriyle şehirden kaçmış olmasına dayanıyor ve bu iddiayı destekleyen en önemli bulgular şöyle sıralanıyor : Kolomb muhtemelen İstanbul’un fethinden sonra bir şekilde Sakız (Chios) adasına geldi ve uzunca bir süre burada yaşadı. Cenovalı olarak anılmasının en önemli nedeni onun yaşadığı dönemde Sakız adasının bir Cenova kolonisi olmasıydı. Kolomb kendisinin Cenova Cumhuriyeti’nden olduğunu söylüyor, yani ben Cenova’lıyım demiyor. Sakız o dönem Cenova Cumhuriyeti’ne bağlı ,ticaret ile ön plana çıkmış önemli bir koloniydi.Özellikle adanın güney bölgesinde yetişen sakız ağaçlarının reçinesi bugün olduğu gibi o zamanlarda da önemli bir ihraç ürünüydü. Kolomb imzasını atarken “Colombus de terra Rubra” ibaresini de ilave ediyor.Bu ifade “kırmızı toprağın olduğu yerden gelen” manasına gelmekte ki Sakız adasının sakız ağaçlarıyla ünlü güney bölümü kırmızı renkli toprağıyla bilinmekte. Kolomb Amerika’ya yaptığı seferde biri gerçek diğeri ise sahte olmak üzere iki jurnal tutuyor. Sahte olan jurnalde Roma ölçü birimlerini kullanırken gerçek olanında Yunan ölçü birimlerini tercih ediyor. Aşağıda resmi verilen Kolomb’a ait orijinal imza “Xro-Ferens” Kolomb’un ilk ismi Christoph’u Bizans-Yunan versiyonu Christophoros olarak kullandığını göstermekte.

Aşağıda resmi verilen Kolomb’a ait orijinal imza “Xro-Ferens” Kolomb’un ilk ismi Christoph’u Bizans-Yunan versiyonu Christophoros olarak kullandığını göstermekte.

 

Kristof Kolomb’a Ait Orijinal İmza

Daha önce de belirtildiği üzere Kolomb kardeşleriyle hiçbir zaman İtalyanca yazışmıyor ve bu dili pek iyi konuşamadığı söyleniyor. Yazışmalarda kullanmış olduğu dil Katalan İspanyolcası. Ancak kütüphanesinde en değer verdiği kitaplardan biri olan Kardinal Pierre d’Ally’e ait “Imago Mundi” kitabının kenarlarına Yunanca notlar yazdığı görülüyor. Kolomb Sakız adasının ismini yazarken Yunanca X harfini kulanıyor. Keşifleri sırasında Küba’da bulduğu bugünkü Maysi Burnu’na (Cape Maysi) isim verirken yine Yunanca Alpha ve Omega harflerini kullanıyor.

Kristof Kolomb’un Sakız Adası Pirgi Köyünde Bulunan Evi

Kolomb’un yakın çevresinde Palaiologos ailesine mensup çok sayıda insan bulunuyor. 1475 yılında bir Cenova gemi konvoyu hem sakız ticareti hem de adanın surlarını Türk saldırılarına karşı sağlamlaştırmak üzere Sakız adasına geliyor. Bu gemiler Cenovalı olup Sakız adasıyla bağları olan ve sakız ticaretiyle yakından ilgili  Luis Centurione, Batista Spinola and Paolo di Negro adlı kişilere aittiler.İlginçtir ki Kolomb  bu ailelerin bazı fertlerine vasiyetinde yer vermiştir. 1476 senesinde Kolomb, Sakız adasından aldığı yükü Lizbon,İngiltere ve Flanders’a (Hollanda) götüren bir gemi konvoyuna komuta etmiştir. Kolomb’un büyük keşfine çıkmadan önce Cenova’lı ünlü bir harita uzmanı olan ve Sakız adasında yaşayan Andrea Bianco’yu burada ziyaret ettiği bilinmektedir. Muhtemelen ünlü haritacıdan çıkacağı yolculuk öncesi harita almak üzere Sakız adası’na geldiği sanılıyor. Kolomb Hispaniola (Bugünkü Haiti ve Dominik) ve Küba adalarında yetişen bir ağacı yanlışlıkla sakız ağacına benzeterek bu durumu İspanyol yetkililerle görüşüyor ve ağaçların ürün verip vermeyeceğini görmek üzere ağaçların üzerini çizdiriyor. Bu yazışmalarda adanın ismini Xio olarak Yunanca aslıyla kulandığı görülüyor. Kolomb’un Sakız adası’nda kalırken yaşadığı ev Pirgi olarak adlandırılan köyde bulunuyor."Mastic Villages-Sakız Köyleri” olarak adlandırılan bu köylerin başlıcaları Mesta,Pirgi ve Olimpi. Günümüze büyük ölçüde orjinalliğini koruyarak gelmiş olan bu ortaçağ köyleri Cenovalıların sakız işinde çalışan köylüleri korsan saldırılarından korumak üzere yapılmış labirenti andiran dar sokakları, kaleleri ile biliniyor. Kolomb’un Pirgi’de bulunan evine Avrupa Birliği tarafından tanıtıcı bir plaket yerleştirilmiş. Buraya kadar anlatılanlara farklı bir pencere açmak üzere İstanbul’un fethi ile ilgili bazı bilinenleri Canoutas’ın teziyle karşı karşıya getirmek ilginç olabilir diye düşünüyorum.

Fatih Sultan Mehmet

Son Bizans İmparatoru 11.Konstantin Palailogos şehri kurtarmanın tek çaresini dinsel temelli ayrılıkları bir kenara bırakarak Ortodoks ve Latin Kiliseleri’nin birleştirilmesinde buluyor ve Papa’ya elçiler gönderiyor. Sonunda sembolik olarak iki Kilise birleşse de özellikle Ortodoks din adamlarının büyük bölümü bu duruma büyük tepki gösteriyorlar. Çok bilinen “Türk sarığını Latin külahına tercih ederiz” sözü buradan çıkıyor. Fatih’in sonradan Patrik yapacağı Gennadius kiliselerin birleşmesine tepki olarak bugün Molla Zeyrek Camii olarak bildiğimiz Pontakrator Kilisesi’nde inzivaya çekiliyor. Ortodoks din adamları Latinlerin 4.Haçlı seferleri sırasında 1204 senesinde İstanbul’u işgal etmelerini ve ardından gelen korkunç yağma ile beraber  inançlarına yapılan saygısızlıkları unutamıyor. Tüm bu dinsel kökenli fikir ayrılıkları sonucu İmparator Batı’dan umduğu yardımı bulamıyor. Sadece iki istisna hariç olmak üzere : Papalık son anda ancak dört adet gemiyi destek olarak Bizans’a gönderiyor. Bu gemiler İstanbul’a vardıkları gün hakim olan sert Lodos’un etkisiyle rüzgarı arkadan alarak Osmanlı Donanması’nın kuşatmasını atlatıyor ve Haliç’e girebiliyorlar. Karadan bu deniz savaşını seyretmekte olan Fatih gemilerin elden kaçırılmasına kızarak atını denize sürüyor ve bu tablo bildiğimiz o meşhur resime ilham veriyor.Yardım konusunda İkinci istisna olarak Cenovalı bir asilzade şövalye ve kaptan olan Giovanni Giustiniani Longo kendi finanse ettiği gemilere doldurduğu çoğu Sakız adasından Yunanlı ve İtalyan savaşçılardan oluşan 700 kişilik bir kuvveti İstanbul’a destek olarak getiriyor.Bu sayede seksen ila yüz bin kişi olduğu tahmin edilen Osmanlı ordusunun karşısında şehri savunanların sayısı tahminen sekiz bine kadar çıkıyor. 

Cenevizli Şövalye Kaptan Giovanni Giustiniani Longo

İmparator tarafından kendisine surların savunması verilen Giustiniani fethin gerçekleştiği 29 Mayıs günü bir top güllesiyle ağır yaralanarak emrindeki savaşçıların yardımıyla limandaki gemilerine doğru savaş alanından kaçıyor ve onu gören diğer savaşçıların da yerlerini terk etmeleriyle şehrin savunması çökmeye başlıyor ve aynı gün İstanbul’un fethi gerçekleşiyor. Giustiniani’nin öyküsüne gelince şehirden kaçmayı başaran şövalye filosu ile beraber Sakız adasına geliyor. Almış olduğu ağır yaranın etkisiyle Haziran ayının başında burada can veriyor. Mezarı Sakız adasında Santa Domenico Kilisesi’ne gömülüyor. Peki bütün şehir muhasara altında iken ve Osmanlı Donanması’nın sayıca bariz üstünlüğü karşısında söz konusu Ceneviz ve Venedik gemileri nasıl oldu da kaçabildi ? Bu gemilerin  kaçan savaşçılarla beraber yanlarında onlara sığınan Bizans’ın aristokrat ailelerine mensup kişileri de yanlarına aldıkları biliniyor. Tarihçiler bu kaçış hikayesini ise orijinal tarihi anlatımlara dayanarak şöyle izah etmekte : Şehrin fethedilmesi karşılığında Fatih askerlerine üç gün süreyle ganimet edinebilme hakkını tanıyor. Şehri kuşatma altında tutan Osmanlı Donanması’nın Leventleri şehrin düştüğünü anladıklarında ganimet konusunda kara ordusundan geri kalmamak adına gemileri yanaştırıp sahile çıkıyorlar ve bu sayede şehre yardıma gelmiş olan Venedik ve Ceneviz gemileri muhasaranın pratikte ortadan kalkması sayesinde şehirden kaçabiliyorlar. Şövalye’yi Sakız adasına getiren gemiler aynı zamanda soylu Bizans ailelerine mensup birçok insanı da buraya getiriyor. Bazı aileler gemilerle  Girit adasına gidiyor.Bu ailelerin sonra bir şekilde Mora ve Korfu adası üzerinden İtalya ve Fransa’ya geçtikleri ve kendilerine birçok imtiyazlar tanınarak bazılarının zaman içerisinde evlilikler yoluyla bu ülkelerin krallık hanedanlarıyla akrabalık bağları kurdukları bilinmekte. Bu noktada eğer Canoutas’ın Kolomb’un bir Bizans soylusu olduğu ile ilgili tezi ve onun çok iyi bilinen Sakız adası bağlantısı bir arada düşünüldüğünde muhtemelen fetih sırasında on dört yaşında olan Kolomb, Giustiniani’nin gemilerinden biriyle Sakız adasına gelmiş olabilir mi ?  Sonuç olarak eğer belgelere dayanan bir tarih anlayışını temel alıyorsak Kolomb’un Cenovalı bir yün işçisinin oğlu olduğu tezi söz konusu belgelerle ilgili tüm iddialara ve tutarsızlıklara rağmen en kuvvetli önermedir. Canoutas’ın tezinin tek dayanağı ise Kolomb’un oğlu Ferdinand ve Kardinal Casas tarafından yazılmış biyografilerinde aktarılmış olan Kolomb’a ait olduğu söylenen ifadelerdir. Kolomb’un yalan söylediğini veya bu ifadelerin bir şekilde yazarlar tarafından herhangi bir nedenden ötürü üretildiğini kabul edecek olursak bu tez tamamen çöker. Kolomb eğer iddia edildiği gibi son derece mütevazi bir aileden geliyorsa belki de sonradan içine girdiği çevrelerce dışlanmamak, daha kolay kabul görmek adına geçmişini gizlemenin yanı sıra hayali bir asalet hikayesi uydurmuş olabilir mi ? Aynı mantıkla belki kendisi bunu yapmamış olsa bile oğul Ferdinand’ın böylesi bir asalet hikayesi üretmiş olması da ihtimal dahilindedir. Ancak yine de tüm bunlara rağmen Kolomb’un bir Bizans soylusu olması ihtimali hiç de yabana atılır bir iddia değil. Bu konuyla ilgili diğer bir kitap 1937 yılında Spyros Cateras tarafından yazılmış. Kitabın ismi “Christopher Columbus Was a Greek Prince and His real Name Was Nikolaos Ypsilantis from the Greek Island of Chios” .Adından da anlaşılacağı üzere Kolomb’un Sakız adasından Nikolaos Ypsilantis isimli bir Yunan soylusu olduğunu iddia ediyor. Ypsilantis ya da Osmanlıların kullandığı biçimiyle İpsilantis ailesi köken olarak Trabzon Rum İmparatorluğu hanedanı Komnenos’lar ile anne tarafından akrabalığı olan aristokrat bir Bizans ailesidir.Fatih’in 1461 senesinde Trabzon’u almasından sonra İmparator David Komnenos ailesi ile beraber önce Edirne’ye yerleştirildi ve bilahare oğullarıyla beraber idam edildi. Zira Fatih’in en önem verdiği ünvanlarından biri de Kayser-i Rum olması yani Roma İmparatoru olarak kendini tanıtmasıydı.Bu nedenle Komnenos’lar gibi ileride bu ünvan üzerinde hak iddia edebilecek Bizanslı aristokratlar zaman içerisinde elimine edildiler.Fatih hayranlık duyulacak bir vizyonla Roma İmparatorluğunun mirasını sahiplenmiş ve bu  mirası ,Türk-İslam değerleriyle dönüştürüp geliştirerek altı yüzyıl sürecek bir dünya imparatorluğunun harcını yoğurmuştur.Komnenos’larla akrabalık bağı olan İpsilantis ailesi daha sonra Osmanlı düzeni içerisinde Fener Beyleri olarak anılan zümrenin önde gelen üyelerinden biri oldu.Fener Beyleri genelde Fener,Balat semtlerinde ikamet eden ve özellikle tercüme bürosu ve Hariciye Nezareti nezdinde çok önemli dış görevler üstlenen ayrıcalıklı bir zümreydi.Keza İpsilantis ailesinin fertleri çok uzun süre Eflak-Boğdan bölgesinde ( Bugünkü Romanya ) derebeyi olarak görevler üstlendiler.Ancak İpsilantis ailesi 1800’lerin başından itibaren Rum ayaklanmasının Yunanistan ana karası  ve Ege adalarında örgütlenmesine önce gizli sonra açıktan önayak oldu .Bu rollerinin anlaşılmasından sonra aile gözden düşmüş ve birçok fertleri Avrupa  ülkelerine yerleşmiştir. İpsilantis’ler Trabzon ‘un Of ilçesinden olup, bugün Çaykara’ya bağlı İpsil Köyü kökenlidirler. Yunanistan’ın Katerini iline bağlı Nea Trapezounta’da yaşayan Oflular, hatıralarında  İpsilantislerle ilgili anlatımlara yer vermektedirler.

Kolomb’un hayatında Cenova teorisi ile bağdaşmayan ciddi uyuşmazlıklar var ve önceki sayfalarda anlatılan bu hususların üzerinde sadece Canoutas değil Kolomb’u araştıran bir çok günümüz tarihçisi de araştırmalar yapmaya devam ediyorlar. Bu olguları bir tekrar olarak ana başlıkları ile kısaca özetleyecek olursak :

Kolomb’un çağında oldukça mütevazi bir aileden gelen birinin gemi kaptanı olması, gemi filolarına kumanda etmesi pek mümkün değildi. Keşifler çağında gemi kaptanları ait oldukları toplumların kültürel ve ekonomik kaderlerini değiştirecek potansiyele sahip bir mesleği icra etmeleri nedeniyle bugünkü saygınlığının çok daha ötesinde bir prestije sahiptiler.Bu nedenle gemi kaptanları genelde aristokrat ailelerden gelirlerdi. Bugün bile Avrupa’da kraliyet ailelerinin erkek çocukları genelde Denizcilik Akademileri’nde eğitim görürler. Kolomb’un başarısını ve ününü tamamen kendi yeteneği ile elde ettiğini kabul etsek bile onun nasıl olup da son derece soylu ve kraliyet ailesiyle yakın bağları olan bir aileye mensup Portekizli bir Barones’le evlenebilmiş olduğu yeterince açıklanamıyor. O devirde parası ve şöhreti ne olursa olsun kendisi soylu olmayan birisi böyle bir evlilik yapamazdı. Üstelik Kolomb bu evliliği yaptığında kendisini paraya ve üne kavuşturacak seferlerine henüz başlamamıştı . Kolomb gibi soyluluk iddiası  olmayan son derece mütevazi bir aileden gelen biri nasıl olur da İngiliz Kralı’na bile planlarından bahsettirebilecek bağlantılara sahip olabilirdi ?  Yine benzer bir biçimde böyle birisi nasıl olur da İspanyol Kralı ve Kraliçesi ile pazarlık yapabilir ve yeni kıtada elde edeceği ganimetlerin peşinen yüzde onu üzerinde hak iddia edebilirdi ? Kolomb eğer  gerçekten Aristokrat bir aileden gelen bir Bizans  Prensi ise bu kimliğini adeta bir belirsizlik bulutu içinde saklamasının nedeni  Bizans aristokratlarının başlarına gelenlerden ötürü korku duyması olabilir mi ? Ya da ezici çoğunluğu Katolik olan yeni vatanında ayrımcılık görmemek adına Ortodoks kimliğini gizlemeyi ya da vurgulamamayı mı tercih etti ?

Öyle görünüyor ki Kolomb meselesi daha uzun yıllar tarihçilerin ilgisini çekmeye devam edecek.

Kolomb’un Bizans kökenli olduğu tezi aslında onun eski bir İstanbullu  ve hatta belki Trabzonlu olması anlamına da geliyor. İstanbul’un tarihine bir bütün olarak sahip çıktığımıza göre bu ilginç konu pekala tarihçilerimizin ilgi alanına girebilir diye düşünüyorum.

Sadece bir  ihtimal olarak söz edilecek olsa bile Kolomb , İstanbul ve Trabzon kelimeleri yan yana  çok ışıltılı duruyor ve onun günümüzdeki meslekdaşları ve belki de hemşerileri olarak bizleri heyecanlandırmaya yetiyor.

Bu yazı 7169 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum