Tek dikili ağacım olan EYLÜL’e açık mektup
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
SÜLEYMAN SAVAŞ

SÜLEYMAN SAVAŞ

Tek dikili ağacım olan EYLÜL’e açık mektup

31 Mart 2011 - 16:40

Biliyor musun Eylül, ben sizleri yani ağaçları insanlardan daha çok severim. Biliyorsun tabi. Daha önce de söylemiştim. Peki nedenini merak ettin mi hiç? Anlatayım…
Çünkü seversek sevgimizi de gösterebilirsek eğer, mutlu olursunuz.Dal üstüne dal, yaprak üstüne yaprak, çiçek üstüne çiçek, sevgiye, saygıya, dostluğa karşılık verirsiniz. Sevginin, huzur ve mutluluğa ulaştırdığından eminsinizdir.
Gülersiniz… Evet, evet gülersiniz.Olumsuzluklar karşısında yapılabilecek tek şeyin gülmek olduğunu bilirsiniz.Gülebilmek, ruha sükun, huzur, iyimserlik, yardımseverlik ve canlılık verdiğini,ruhun canlılığını, tehlikeden korkmamasını, engelleri kolayca aşmasını sağladığını, böyle bir ruhun hiçbir zaman pasif kalamayacağını ve düşünceleri eyleme çevirmekte güçlük çekmeyeceğini bilirsiniz. Hissedersiniz Eylül… Özelliklede üzüldüğümüzü hissedersiniz. Bizimle birlikte üzülürsünüz. Hatta dikkatli bakıldığında, ağladığınız bile görülebilir Eylül. Bizim için, üzüldüğümüz için ağlarsınız. Unutmazsınız, yapılanları hiç unutmazsınız, vefalısınız.Bir verilene karşılık, bin vermek istersiniz, Konuşmazsınız belki, ama konuştuklarımızı dinlersiniz… İki yüzlü değilsiniz. Yalan da söylemezsiniz. Hele yalan söylerken gözlerini kaçırmak gibi bir huyunuz hiç yoktur.
Velhasıl daha iyisiniz be Eylül. İnsanlardan çok daha iyisiniz. Lütfen “hayır” deme, alçak gönüllülüğe gerek yok. Ama ne dersen de fark etmez Eylül, ben seni çok seviyorum…
Gelelim insanlara…İnsanlar gariptir Eylül, çok garip. Öyle ki, sürekli hata yaparlar.  
Mesela çocuklarla ilişkilerinde, iyilik yapayım derken onlara müthiş zarar verirler.Çocuklarını kendi çocukları sanırlar. Halbuki onlar kendi özlemini çektikleri hayatın çocuklarıdır.Birlikte olsalar bile çocuklarının kendilerine ait olmadıklarını bir türlü kabullenemezler.Onlara sevgilerini verince, düşüncelerini de verebileceklerini sanırlar,Onların kendilerine has düşünceleri olduğunu ya bilmezler ya da bilmek işlerine gelmez.Onların bedenlerini ve ruhlarını barındırabileceklerini düşünürler. Bedenlerini barındırabilirler belki ama ruhlarını asla!Çünkü onların ruhları yarının sarayındadır. Kendileri ise orasını düşlerinde bile ziyaret edemezler.Onlara benzemeye can atarlar, yine de onları kendilerine benzetmeye çalışırlar.Hayatın geriye gitmediğini, dün ile oyalanmadığını bile bile…
Sadece bu kadar mı hataları?Neredeee? Bir sürü… İtiraz ediyorsun değil mi? Sakın itiraz etme, yanlış duymadın. Dinle...
Mesela  aşk konusu!..Birisi onlara aşık olduğunda keyiflerini tarif edecek kelime bulamazlar.Ancak kendileri aşık olduklarında ise keyifin dayanılmaz bir çileye döndüğünden söz ederler. İşin içine kuşku girince, içinde, karşısındakine duyduğu sevgi ile kendine duyduğu sevgi birbirinden nefret eder. Çektikleri acı dayanılmaz hal almasına rağmen tek bildikleri, aşkın, bütün tehlikeleri göze aldıracak kadar çekici olduğudur.O çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim derler,ama, zavallılar,  farkına bile varmadan sınırı geçip aşkın ormanlarına dalıverirler...
İlişkilerini gözden geçirirken veya sorunlarını halletmeye çalışırken bir şeye çok dikkat edilmesi gerektiğini sürekli unuturlar.Dil...Dilin bazen bir savaş aleti olabileceğini, "sen nasıl bir adamsın?" sorusuna"sen nasıl bir kadınsın ?" cevabının geleceğini hiç düşünmezler... Bulduğumuz an’ın genellikle yaşadığımız an olduğunun ve zamanın bize bağışladığı anlar içinde en değerlisi olduğunun farkına varmazlar Kıymetini bilmedikleri, kendilerine en uzak tuttukları an tam da avuçlarında bulunan o an olduğunu bilmezler.Onun değerini anlamak için hayata tekrar tekrar bakıp, onun kendine benzer bir çok anın arasından yeniden bulup çıkarmaya gerek duymazlar.
Daha da kötüsünü duymak ister misin Eylül?Hazır ol!..Bir baba, 28 yaşındaki Huri Akça isimli iki çocuklu kızını altı kurşunla öldürmüş...Neden mi? Kızı kocasını terk edip Ankara'ya kaçtığı için.Baba, kızını Ankara'da bulup Bursa'ya getirmiş.Sonra?İki çocuğunun gözleri önünde kızını öldürmüş.Baba ne demiş biliyor musun?"Namusumu temizledim." Erkeklerin kadınları eşya gibi gördüğü, mal gibi sahiplendiği, şiddet uyguladığı ve bunun doğal olduğunu düşündüğü, feodal ve ilkel niteliklerden kurtulamamış toplumlarda, töre ve aşk cinayetleri adı altında, aslında erkek bencilliğini örten böyle bir olay var, biliyor muydun?Kimisi 14'ünde, kimisi 16'sında evlendirilmiş o kadınların çoğunluğu 20'li yaşlarda öldürülmüş...
Çok hüzünlendin biliyorum,Halbuki sen de çok iyi biliyorsun ki;Kadının kendini ifade biçimleri sonsuzdur.O, sevinci, mutluluğu ve aşkı yakalayıp sımsıkı sarılmayı bilir...Haykırmak istediği zaman susabilir. Öfkelendiği zaman gülümseyebilir, mutlu olunca ağlayabilir...Bir öpüş, bir sarılış, bir kucak açışla yaralı bir yüreğin onarılacağını bilendir...
Daha anlatacak ne çok şey var bir bilsen Eylül.Hiç birine inanamıyorsun değil mi?Doğru inanılmaz gibi geliyor, ama ne yazık ki gerçek…
İnsanların bir kısmı küvetlerini doldurup keyif yaparken, Afrikalı çocukların açlıktan değil susuzluktan öldüğünü akıllarına bile getirmezler..Ya da, tüketimin çılgınlık düzeyine ulaştığı ülkelerde yaşayan insanlar,  günün birinde, yıkanacak değil içecek su bulamayacağını, türlü doğal afetlerin çok canlar yakabileceğini düşünmezler..Tüm bu olumsuzlukları yaşamaya başlamadan bir an evvel akıllarını başlarına toplayıp çevreyi koruma çözümünün küresel olduğu kadar yöresel ve bireysel olduğunu anlamazlar ya da anlamak istemezler.
Dünyanın herhangi bir noktasında oluşan bir nükleer kazanın dünyanın tamamını tehdit ettiğini gördükleri hatta yaşadıkları halde ve bunca kullanılmayı bekleyen öz kaynaklar mevcut iken enerji yapılanmasında sözde gelişmişlik göstergesi sayılıyor diye nükleer enerjiyi tercih etmeye ne diyorsun. Üstelik enerji açığının çok küçük bir kısmını karşılayacağını bildikler halde!..
Dünyadaki tüm canlıları tehdit eden bu durum seni daha çok üzer Eylül, biliyorum. 

Bu yazı 1460 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum