Denizin Çığlığı
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
ÜNAL BENLİALPER

ÜNAL BENLİALPER

Denizin Çığlığı

12 Aralık 2010 - 22:18

Denizlerimiz ve kıyı alanlarımızdaki doğal yaşam, siyasi iktidarların izledikleri yanlış ve yandaş politikalar nedeniyle her geçen gün biraz daha kayboluyor. Ulusal çıkarlardan uzak bu anlayış ve yaklaşımlar sonucunda sahillerimizde uzun yıllar önce başlayan çarpık yapılaşma, plansız ve alt yapıdan yoksun yerleşim alanlarının kontrolsuz bir şekilde çoğalarak kıyıları işgal etmesi, beraberinde önlenemeyen çevre kirliliğini de getirmiştir.

Kıyı alanlarımızda adeta yağmalanmaya dönüşen bu vahşi ve acımasız saldırının kapsamı giderek büyümüş ve son derece tehlikeli boyutlardaki deniz kirliliğine neden olmuştur. İnsanoğlunun sınır tanımayan  o doyumsuz egosunun önüne geçilemeyen bencil ihtirasları ve aç gözlülüğü bütün ahlaki, insani ve toplumsal değerleri hiçe sayarak yasaların gücünü de arkasına almak suretiyle doğaya karşı olan saldırısını pervasızca sürdürmektedir.

Bilinen ama her nedense önüne geçilmek istenmeyen bu acı gerçekler sonucunda deniz canlıların yaşam alanları süratle yok olmakta ve ekolojik dengeler bozulmaktadır. Ege denizinin sadece Türkiye sahillerinden 15 ayrı noktadan olmak üzere 10 milyonluk nüfusa eşdeğer  ve Yunanistan tarafından da 7.5 milyonluk nüfusa eşdeğer atık su boşaltılmaktadır. Her alanda hızla gelişen sanayi ve teknoloji ile birlikte denizlerdeki kirlilik oranı da önemli ölçüde artmıştır. Gelişmişliğin bedeli olarak her yıl denizlere 2.7 milyar litre yağ dökülmektedir. Bu rakamın sadece 1.4 milyar litresi toprak, belediyeler ve endüstri kaynaklıdır. İstanbul'un çevresinde faaliyet gösteren beş bine yakın endüstri kuruluşundan 0.3 milyon m3 atık su Marmara'ya deşarj edilerek önemli boyutlarda deniz kirlilği yaratılmaktadır.

Karadeniz ise, Dünya denizlerindeki en ölü alanlardan birisidir. Küresel ısınma ile birlikte doğaya karşı ortaya çıkan tehditler fırtınaların ve tayfunların şiddetini arttırıyor. Doğanın bozulan bio-dengeleri sonucunda denizlerin seviyelerindeki yükselişlerde ve yağmurların düzeninde tehlikeli boyutlarda değişimler meydana geliyor. Sanayi kirliliğinin ozon tabakasına verdiği ve geri dönüşümü olanaksız olan tahribat sonucunda biyolojik anlamda zararlı olduğu bilinen UV-B ışınlarının çok daha büyük bir bölümü yeryüzüne ulaşarak insanlar, deniz canlıları ve deniz ürünlerinden oluşan gıdalar için kaygı verici anlamda ciddi tehlike yaratıyor.

Dünya nüfusunun tüketmiş olduğu su ürünleri miktarı, tüm denizlerin mevcut olan kaynaklarının üretim kapasitesinden 2.5 kat daha fazladır. Denizler, bu acımasız ve haince yapılan saldırılar karşısında artık çaresiz kalıyor ve insanlığın bu ağır yükünü kaldıramıyor. Okyanuslar çığlık çığlığa isyan ediyor, doğa küskün ve yorgun, buna karşılık insanoğlu kaygısızlık, sorumsuzluk ve ihanet içinde denizlere zarar vermeye devam ediyor. Ta ki kendi sonunu hazırlayana kadar. 
          

Bu yazı 1256 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum