Marmara Denizi 2010 İzlenimleri
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
SELMA KARADUMAN

SELMA KARADUMAN

Marmara Denizi 2010 İzlenimleri

29 Eylül 2010 - 13:03

Mevsim güzekesmişken, yazdan kalma birgün yaşadık geçtiğimiz Cumartesi…

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın düzenlemiş olduğu Marmara Denizi 2010 Sempozyumu’na bir iş toplantısından çıkıp, koşaradım giderken, güze aldanıp, giydiğim kalın döpiyesime sitem edip, düştüm yola.

Bakırköy Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nin bahçesinde gördüğüm birbirinden şık kadınlı erkekli çok sayıda insan, Sempozyum’un beklediğimden daha geniş katılımlı olduğunu bana düşündürürken; fark ettim ki bu bir yanılsama! Meğer, aynı mekanda yer alan nikah salonunun davetlileriymiş o konuklar.

Gelenekten beslenen, bu satırların yazarının bir düğün davetine icabet edenlere diyecek sözü yok elbet. Ancak, TÜDAV gibi, karşılıksızca,bu düğün ve diğer düğünlerimizin meyveleri olacak gelecek kuşaklara daha temiz bir deniz bırakmak gibi bir derdi olan Vakfın Sempozyumu’na güneşli bir cumartesi günü, gidilmese bile,  değerli vakfın kapıları çalınıp, hal hatırları sorulmalı derim ben. TÜDAV için değil; kendimiz için, çocuklarımız için: bir deniz ki; gül-ü reyhan eder dünyayı; derinliği, temizliği ve tutkularıyla…

Tutku demişken…

O Cumartesi günü, sempozyumda yaptıkları işe ve dolayısıyla denize aşık olan insanlar gördüm.

Tutkuyla çalışmışlardı ve de araştırmalarını tutkuyla aktardılar bizlere.

Tarihin tozlu, ama bir o kadar da gizemli koridorlarında bizi dolaştırıp, Cumhuriyetin ilk yıllarına götüren Sn. Ayaka Amaha Öztürk Hanım’ı[1] dinlerken;bir vatanı sevmenin, vatandaş olmaktan öte bir yanı olduğunu bir kez daha hatırlattım kendime…

Sn. Ufuk Kocabaş Bey’in Yenikapı Batıkları Projesi çalışmasında[2] anlatılan bin yıllık geminin ahşaplarıyla karşılaştıklarında, araştırmacıların duydukları heyecan, 40 yıllık güngörmüş eski bir İstanbul evinin ahşabını ilk gördüğümdeki heyecanıma benzer, tanıdık ve hikayesiyle beni içine çeken bir öyküydü.  

Cesur Kaptan’ın son seferini düşledim gözlerim kapalı, İstanbul’a veda ederkenki son bakışını, yediği son kirazları…Merak ettim, Kaptan’ın sevgilisine atfettiği son aşk dizelerini…Ve ülkem adına gururlandım, nasıl da büyülü hikayeleri koynunda saklıyor diye.. Ufuk Hoca’nın deyimiyle bir “zaman kapsülünü” anımsatan bir gemi batığıyla, bizlere İstanbul’un binlerce yıllık ruhunu, tam bin yıl önce de, Boğaz’ın böyle delice koktuğunu bizlere fısıldayan bir şehir olduğunu tekrar ettim kendime…

İstanbul’a büyüleyici ilhamı için, projede emeği geçen değerli bilim insanlarına bu tarihi öyküye bizleri de dahil ettikleri için binlerce kez teşekkürler.  

Yeni Kapı’nın Batık Limanı’nda son kirazlarını yiyemeden,[3] sevgiliye son sözlerini söyleyemeden veda eden Cesur Kaptan’ı saygıyla anarken, öğleden sonraki  oturumlarda, diğer tebliğ sahipleri tarafından başarılı sunumu ile adeta bir şehir efsanesine dönen Cahit Kaptan’ın[4] (Sn.Cahit İstikbal) sunumunu kaçırmama üzüldüm.Cahit Kaptan, on yılı aşkın süredir her dalgasının rengini ve sesini bilgelikle tanıdığı Türk Boğazları’nı, bilgeliğini bilgiyle donatarak paylaşmıştı salondakilerle. Kaçıranlardan biri olarak, kendi adıma da, sizin adınıza da üzüldüğümü belirtmeliyim.

Meslektaşlarım Sn. Av.Nilüfer Oral Hanım[5] ile  Sn. Av. Hacı Kara Bey[6], doyurucu hukuki bilgilerle, hukukçu yanımı besledikleri gibi; konuya vakıf sunumlarıyla beni etkilediler de doğrusu.

“Her çeviri, yeni bir yaratımdır.” sözüne inat, çevirdiği Rusça kitaba rağmen, olanca tevazusunu kaybetmeyen “mektepli ruhu” henüz sönmemiş genç bilimkadını Sn. Irina Degtyarewa Hanım’dan[7] hepimizin çıkaracağı dersler olsa gerekti.

Politikanın zerafeti yitirmeye yüz tuttuğu şu son günlerde, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, tüm politikacılarımıza, iyi yetişmiş, zarif bir devlet adamı olarak, mütevazı duruşuyla örnek olabilecek  Sn. Mümtaz Soysal Beyefendi, akademik, politik tüm kimliklerinden arınmış bir şekilde, bir “deniz gönüllüsü” olarak, heybetli bir çınar gibi dimdik orada idi.Varlığıyla Sempozyumu onurlandırdı.

Elbette, tüm bu saydıklarım aklımda kalan sunumlardan sadece birkaçı…Huzurunuzda, değerli katkılarıyla denizlerimizi ve de gönüllerimizi zenginleştiren birbirinden kıymetli tebliğ sahiplerine, isimlerini anamadığım için mahcubiyetlerimi ve ilerde birgün bu güzel coğrafyada denizi doyasıya koklayacak olan evlatlarım için minnet duygularımı iletiyorum.

Ve tabi ki, Sn. Bayram Öztürk Hoca’ya[8] da…

Kıymetli Bayram Hocam, Onu tanıdığım ilk günden beri, bilgisinin derinliğiyle bende hayranlık uyandırırken; tevazusuyla da, nefis terbiyeme kılavuzluk etmekte. Birbirinden kıymetli bu kadar insanı, bu yazdan kalma neşeli güz gününe rağmen, bir araya toplayabilen, TÜDAV Ailesi olarak bilime ve denizlerimize sağladıkları katmadeğer ve özverili çalışmaları için sonsuz teşekkürler!

Yazarın bugünlük son sözleri: Deniz bilimleri ile ilgili teknik açıklamalara yabancı bir hukukçu olarak ürkek gittiğim Sempozyum, derinliği ve bilgi birikimiyle beni çekip, içine aldı. Yabancıyken, tanış bir duyguyla ayrıldım oradan. Sempozyum sonrası katıldığımız kokteylde bir ara, tüm salona dışardan bakmak istedim. Kürsüde ya da salonda…Varlıklarıyla bu ülkenin aydınlık ve temiz geleceğine değer katan birer inci tanesi gibiydi herkes.

Aşağıdaki İnci Kardeşliği şiirim, ülkemin bu güzel insanlarına benden küçük bir armağan olsun. Saygılarımızla…

KADİM BİLGİLERDEN -İnci Kardeşliği

 Hepgül Özdemiroğlu’na..

İnci kolyeli kız sustu;
İnci dişli kıza gülümserken.
Bakıştılar.
Aydınlıkları inciden de parlaktı.
Bir istiridye avcısının heyecanıyla keşfe çıkmışlardı saklı geleceklerinin peşi sıra...
Ki; kadim bilgiler, inci kardeşliği diyorlardı adına.
Tam bin yıldır, süregelen bir ritüel ki;
İstiridyenin koynundaki kötülükleri temizlerken;
Dönüşüyoruz hakiki bir inciye...



[1] Bir Japon Diplomatı, Hitoshi Ashida’nın “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli kitabının tanıtımı- Ayaka Amaha Öztürk

[2] İstanbul Üniversitesi Yenikapı Batıkları Projesi:Genel Bakış, Ufuk Kocabaş - www.yenikapibatiklari.com

[3] Kiraz/vişne çekirdekleri, arkeolojik kazılarda bir sepet içinde bulunmuştur.

[4] Marmara Denizi’nde Deniz Ulaşımı ve Türk Boğazları- Cahit İstikbal

[5] Türk Boğazları, Güvenlik ve Gemi Trafik Hizmetlerine Hukuki Bir Bakış-Nilüfer Oral

[6] Deniz Çevresinin Kirlenmesinde Acil Müdahale Kanunu Hakkında Genel Değerlendirme-Hacı Kara

[7] Marmara Denizi’nde “Selanik” Araştırma Seferi Üzerine Notlar- Irina Degtyarewa [8]Kofana Gitti,İstanbullu Lüferi Geri İstiyor- Türk Deniz Araştırmalar Vakfı (TÜDAV) Başkanı-Bayram Öztürk

 

Bu yazı 4703 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Cahit İstikbal
    1 yıl önce
    Sayın Selma Karaduman'a hem denizciliğimize farklı bir renk getiren, düşüncelerini gönül imbiğinde süzerek kaleme aldığı bu güzel yazısı için, hem de yazısında benimle ilgili bölümde gösterdiği teveccüh için, çok teşekkür ederim.
    Jean de La Fontaine'in bilinen hikayesidir.
    Horoz, yolda bir inci bulmuş, doğru darı satan dükkana gitmiş ve “Bu inci benim işime yaramaz. En iyisi sen bunu al ve bana bir avuç darı ver. Benim işime o yarar” demiş.
    Herkes elbette ki kendi yetkinliğince arayacak ve o kendi yarattığı enginlikte-ya da sığlıkta- kulaç atacak. Hedef nereyi seçersek oraya doğru yol alırız hepimiz.
    Gideriz gidemeyiz o ayrı. Ama o yolda attığımız her adım doğru yolda atılmış adımdır.
    Sayın yazarın güzel yazılarının devamını dilerken, ben de, kendisine Yunus Emre'nin bir şiirini armağan etmek istedim.



    Âşksızlara verme öğüt,
    Öğüdünden alır değil.
    Âşksız âdem hayvan olur,
    Hayvan öğüt bilir değil.

    Eksik olman ehillerden,
    Kaçagörün cahillerden,
    Tanrı bîzâr bahîllerden,
    Bahîl didâr görür değil.

    Kara taşa su koyarsan,
    Elli yıl ıslatır isen,
    Hemen taş gene bayağı,
    Hünerli taş olur değil.

    Taştan çıkar türlü sular,
    Ayağında biter neler,
    Câhil gönlü taştan beter,
    Câhil gelmez gelir değil.

    Boz yapalak, devlengece,
    Emek yime erte gece,
    Anın işi gözsepektir,
    Salıp ördek alır değil.

    Şah balaban, şahin, doğan,
    Zihî övmüş onu öven.
    Doğan zaif olur ise
    Doğanlıktan kalır değil.

    Ol 'iki cihân güneşi'
    Zâhir dünyasın değşirdi.
    Câhil onu öldü sanır,
    Ol hod ölmez öldü değil.

    Yunus olma câhillerden,
    Irak kalma ehillerden,
    Câhil ne var mü'min ise,
    Câhillikten kalır değil.

Son Yazılar