Advert
Advert
Advert
Advert
Advert
Advert

“Her şey Türk kadınını yüreklendirmek için…”

Nesrin Olgun Arslan, 1979’da Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk kadını olmuş, üstelik bu başarısını, 2015’te tekrarlamış... Uzun yıllar birçok kurumsal şirkette spor yöneticiliği ve antrenörlük yapan Arslan’ın öyküsü, örnek alınacak başarılarla dolu...

“Her şey Türk kadınını yüreklendirmek için…”
Bu içerik 1083 kez okundu.

Bugünkü konuğumuz Nesrin Olgun Arslan. Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk ve tek Türk kadını. Hâlâ o günkü kadar enerjik, dinamik ve hayat dolu. Aslen Adanalı. Yedi yaşından beri yüzüyor. Ayrıca, tramplen atlamada Türkiye şampiyonu olmuş. Beden eğitimi öğretmeni olan Nesrin Hanım, 35 yaşında tenise başlamış. Armada Spor Kulübü'nü kurup Adanalı kadınlara yaşam boyu spor yapma alışkanlığı kazandırabilmek için çalışmış. 1979 yılında yüzerek geçtiği Manş Denizi’ni, 2015 yılında 16 saat 44 dakikalık bir derece ile bir kez daha geçerek tarihe adını yazdırmış. Büyük bir saygıyla dinledim kendisini. Paylaşmasak olmazdı...

- Okuyucuların tanıması için tam olarak bugüne kadar ne yaptığınızı kısaca anlatır mısınız?

1979 yılında - 22 yaşındayken- 15 saat 47 dakikalık derecemle Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk kızıyım. Halen o günler aklıma geldikçe ne kadar zor günler geçirdiğimi düşünüyor ve kendime soruyorum “Değdi mi?” diye... Evet, değdi. Şu ana kadar sırf Manş’ı yüzdüm diye birçok insanın sevgisini kazanmak, hep takdir edilmek, örnek gösterilmek, Türk kadınını yüreklendirdiğimi görmek ve bu sorumluluğu her anımda taşıyabilmek için hep dik durmak. Bundan sonra da ülkem için, kadınlarımız için çaba göstermeye devam edeceğim. Benim yüzmedeki başarılarım o dönemin Türkiye’sinde ve hatta Adana’da birçok genç kıza örnek oldu ve cesaretlendiler. Bu da benim için ayrı bir mutluluk. 58 yaşında Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk kadın takımının kaptanı olarak, 16 saat 44 dakikalık bir derece ile tarihe bir kere daha adımı yazdırdım. 59 yaşındaysa kaptanlığını yaptığım “Çılgın Türkler Kadın Yüzme Takımı”, Capri Adası’ndan başlayıp Napoli Baia’da son bulan 36 kilometrelik rotayı geçen ilk Türk takımı oldu. Takımım, 10 saat 56 dakikalık derece ile aynı zamanda “En İyi Kadın Takımı” unvanını da aldı. Sırada ise 60 yaş hedefi olarak 36 kilometrelik Amerika Catalina Geçişi var... Uzun yıllar bir çok kurumsal şirkette spor yöneticiliği ve antrenörülüğü yaptım. Şu anda ise profesyonel yüzme kariyerime devam ediyor ve çeşitli seminer ve konferanslarda konuşmacı olarak yer alıyorum.

“AİLEM BANA HEP DESTEK OLDU”

- Anne ve babanızın, ailenizin hayattaki seçimlerinize etkisi oldu mu? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Kadınların toplumsal alanda çok da ön planda olmadığı yıllardı, benim profesyonel yüzücü olmayı seçtiğim dönem. Kız çocukları ve kadınlara yönelik toplumsal önyargılar çok fazla idi. Hele de Adana gibi bir şehirde. Fakat ben çok şanslıydım... Anne ve babam tüm çevre baskısına rağmen benim arkamda- yanımda durdular. Hayallerimi gerçekleştirmem için köstek olmak yerine destek olmayı seçtiler, her şeyden önce bana güvendiler. Sevgi ve mantık dolu bir ailede büyüdüm, diyebilirim. Annem de, babam da çalışan ve üreten insanlardı, o döneme göre dönemin şartlarının üzerinde vizyonları vardı.

- Bugün istediğiniz yere geldiğinizi düşünüyor musunuz?

Eğer insan bir iş yapıyorsa, benim düşünceme göre, ne olursa olsun en iyisini yapmaya çabalamalı ve yapmalıdır. Spor yöneticisi olduğumda tek hedefim en iyi olmaktı. Kendimce koyduğum hedefe ulaştığımı düşünüyorum. Fakir bir finans uzmanı, söküğünü dikemeyen bir terzi, sporda hiç başarı kazanamamış bir spor uzmanı hiçbir zaman inandırıcı olamaz.

- Sosyal medya yaptığınız işte ne kadar etkili?

Sosyal medya acayip bir güç oldu son yıllarda. Influencer’lar kitleleri istediği yöne çekebiliyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Meselâ ben bir Facebook sayfası açtım Adana’da, “Adana Yüzme” adı altında. Adana için yüzme hakkında tüm bilgilere ulaşılan ve gerek velilerin gerek yüzücülerin yüzlerce soru sorduğu bir mecra oldu. Bence sosyal medyayı doğru ve etik kullandığınızda ve en önemlisi özgün içerikler sağladığınızda etkili olmaması mümkün değil.

- Başka hangi mesleği tercih ederdiniz ya da ne yapmak istediniz ?

İşimi hep o kadar çok sevdim ki “Spor yöneticisi olmasaydım, ne olurdum” diye bile düşünmedim.

- Bu işte eğitimin, ilişkilerin ve tecrübenin payı size göre yüzde kaçtır?

Özellikle sizin mesleğinizde... Eğitim yüzde 30, ilişkiler yüzde 30 ve tecrübe yüzde 40...

“SAĞLAM CV YETMİYOR, GÜÇLÜ ÇEVRE LÂZIM…”

- Yaptığınız işte örnek aldığınız kim ya da kimlerdir ?

Örnek aldığım Adana Çimento Sanayi'nin rahmetli Genel Müdürü Pulat Pakiz'dir. Hayata bakışımı değiştirip bana yepyeni ufuklar açmıştır. En alt kademeden en üste kadar, kimseyi statüsüne göre sınıfl andırmadan son derece kibar davranıp her çalışanın kişisel gelişimine katkı sağlayacak girişimlerde bulunmuştur.

- Çocuklarınız sizin yaptığınız işi yapsın ister miydiniz?

Tabii ki istedim. Eşim de, ben de spor sektöründe uzun yıllar yöneticilik yaptığımız için tecrübelerimiz ve çevremizle onlara da bu alanda diğer sektörlere nazaran daha iyi imkânlar yaratabileceğimizi düşündük hep. Malum Türkiye’de sağlam bir CV’nin yanında güçlü bir çevreye de ihtiyaç var. Oğlum ve kızım uzun süre profesyonel olarak yüzme ve tenis sporu ile uğraştılar, çeşitli Türkiye dereceleri aldılar. Oğlum Şevket kariyerine pazarlama alanında devam etmeyi tercih etti, kızım ise Spor Bilimleri okudu ve ardından Spor Yönetimi yüksek lisansı yaparak spor sektöründe kariyerine devam ediyor. Biz de tecrübelerimizle ona katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

HEM ANNEYİM HEM DE ANTRENÖR

Yaptığınız işi seçmenizde yaşadıklarınız mı etkili oldu, yoksa çocukluktan gelen bir motivasyon mu?

Spor yöneticiliği yapmaya antrenörlük yaparken karar verdim. Yöneticiler çoğunlukla spor yapmayan kişilerdi. Ve ben dedim ki “Ben bir yüzücüyüm, ben bir beden eğitimi öğretmeniyim, ben bir yüzme antrenörüyüm, ben bir anneyim. Bu nedenle hem yüzücülerin hem antrenörlerin hem anne ve babaların hem spor kulüplerinin ne istediklerini en iyi ben bilirim ve hepsini mutlu edebilirsem işimi iyi yapmış olurum.”

2 BİN ERKEĞİN ÇALIŞTIĞI FABRİKAYA EĞİTMEN SEÇİLDİM

- Bu işte ekmek var mı? Varsa nereden başlamalı?

Bu işte ekmek çok. Yüzme hep var olacak ve işinde iyi olanların pazarlık şansı hep yüksek olacak. Spor bir yaşam biçimidir ve çok küçük yaşlarda insanın hayatına girer, eğer profesyonel bir sporcuysan ve tutku ile yapıyorsan, hayatının bir parçası değil, tamamı olur. Devamında ise kariyerini de bu yönde sürdürüyorsan, aynı tutku devam ediyorsa ve iyi bir eğitim alarak kendini geliştirip alanın dinamiklerine de hakimsen başarısız olma gibi bir seçeneğin olmaz. Bu iş tutku işidir.

- Hiç unutamadığınız bir anı var mı? Sizi çok güldüren ya da şaşırtan, belki de kızdıran...

2 bin işçi çalıştıran bir iş yerinde spor uzmanlığı için 9 erkek ve ben başvurmuştuk. Mülâkatta genel müdürün bana yönelttiği ilk soru; “2 bin erkek işçi ile ne yaparsın?”dı. Şirketin yüzme havuzu, spor salonu ve fitness salonu vardı. Cevabım çok netti: “Ben beden eğitimi öğretmeniyim... Voleybol, basketbol, futbol organizasyonları yapabilirim.Yüzme antrenörüyüm; lojmandakilere ve işçi çocuklarına yüzme öğretebilirim. Fitness’da tecrübeliyim. Bir de 90-60-90, sarışın, yeşil gözlü olmadığıma göre erkeklerin arasında kaybolur giderim... Bu iş tam benim için” dedim ve işi aldım. 12 yıl çalıştım ve birçok başarıya imza attım. (Emre Alkin-Dünya)

Sende Yorumla... (Yorumlarda fotoğrafının görünmesini istiyorsan ÜYE OL)
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2 yeni arabalı gemi için daha ihaleye çıkacak
2 yeni arabalı gemi için daha ihaleye çıkacak
Deniz Eraydın'a terleten sorular
Deniz Eraydın'a terleten sorular